t2

YAKLAŞIMIMIZ

Kurumsal koçlukta CTI Co-Active koçluk, ORSC sistem koçluğu, Gestalt Koçluğu, Transaksiyonel Analiz gibi birçok farklı ekolden yaklaşım ve egzersizleri kullanıyoruz.

Tıpkı birebir koçlukta olduğu gibi burada da sorunlu ilişkiyi düzeltme, “fiks etme” çerçevesinden değil “bu sistem nereye evrilir, potansiyelini nasıl gerçekleştirir?” çerçevesinden bakıyoruz. Her şirket, her takım farklı. Neye ihtiyaç olduğunu ön görüşmelerle tespit edip özel bir ajanda çıkarıyoruz. Şirketlere özel takım koçluğu veya eğitim planları hazırlıyor ve yürütüyoruz. Takımın ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre koçluk planlarını şekillendiriyoruz. Hem koçluk hem de eğitimler esnasında, o anda neyin olup bittiğini gözlemlediğimizden ajandayı birçok zaman değiştiriyoruz.

gulen-gunduz-atolye
Uyguladığımız yaklaşımların geleneksel yaklaşım ve eğitimlerden neden farklı ve etkili olduğunu anlatmak için Sinirbilim’den (Neuroscience) bahsetmek istiyoruz. Sinirbilim, bir süredir insanların sanıldığı gibi rasyonel varlıklar olmadığı üzerine binlerce araştırma sunuyor. Davranışlarımızı çoğu zaman ilkel beynimiz yönlendiriyor.

1.   Kendimizi tehlikede hissettiğimiz anlarda ilkel beyin devreye giriyor.

2.   İlkel beyin aktive olduğunda; yaratıcılık, problem çözme, hafıza gibi diğer beyin fonksiyonları ya duruyor ya da çok azalıyor. Çünkü kan ve dolayısıyla besin oraya gönderiliyor.

3.   İnsanın kendini tehlikede hissetmesi için arkasından aslanlar kovalaması gerekmiyor. İnsana ‘Senin şuyun eksik’ denildiğinde, dışlandığında, beklediği onayı alamadığında da ilkel beyin aktive oluyor.

4.   İlkel beyin aktive olduğunda, insan kaç, savaş ya da donakal tepkileri veriyor, sadece yangın söndürmeye odaklanıyor.

 

Beyin eskiden sanıldığı gibi değişmeyen bir organ değil. Fiziksel olarak yeni bağlantıların geliştiği gözlenebiliyor. Ancak beynin değişimi için kişiyi tehdidin esir almamasına ek olarak başka bir şey daha gerekiyor: Kişinin kendisinin fark etmesi, kendisinin anlam yaratması.

Kişinin İngilizcede “aha moment” diye geçen; “farkındalık anı, ayılma anı” diye Türkçeye çevirebileceğimiz o anı yaşaması gerekiyor.

Kişi kendi fark ettiğinde, bu yeni farkındalıkla yeni seçimler mümkün oluyor. Yeni seçimler değişimi ve dönüşümü tetikliyor. Bizim yaptığımız da tam olarak bu, o nedenle yaptığımız koçluk ve eğitimler farklı geliyor.

Ne yapıyoruz?

  • Eksikliği göstermeye odaklanmıyoruz.
  • Yargısız ve yorumsuz; koçun/eğitmenin daha yukarıda olmadığı, eşit olduğu bir duruşta olmaya özen gösteriyoruz.
  • Bireylerin kendilerinin deneyimleyerek öğrendikleri bir ortam yaratıyoruz (Deneyimsel Öğrenim). Farklı egzersizler ile kişiler kendi konfor alanlarından çıkarak farklı deneyimler yaşıyorlar.
  • Anlatmaktan çok soru soruyoruz. Hem kişilerin hem takımların kendi cevaplarını kendilerinin bulabileceğini biliyoruz.
  • Görünmeyeni görünür kılıyoruz. O anda olanı, kişiye ya da takıma aynalıyoruz. ‘Şu an bu oldu’ … Koşuşturmaca içinde, ya da içinde oldukları için fark edilmeyen durumlar fark edilebiliyor.
  • Evet belli kavramları anlatıyoruz, ama anlattığımız daha çok konunun ÖZü ile ilgili. Çok adımlı, çok detaylı stratejiler, planlar anlatmıyoruz.

Özetle, PFC değil de Samanyolu galaksisi büyüklüğündeki tüm beyin aktive olduğunda kişiler de takımlar da yeni farkındalıklar ediniyorlar. Yeni seçimler yapıyorlar.